ASAYİŞ · GÜNDEM

Songül Arık'tan Dizi Sahnelerinden Öğrenip Bir Cihan İmparatorluğunu Yargılamak...

Songül Arık'tan Dizi Sahnelerinden Öğrenip Bir Cihan İmparatorluğunu Yargılamak...
Yazı Boyutu:
100%
Sayın okur,
​Tarihi, reyting kaygısıyla çekilen dizi sahnelerinden okuyup bir cihan imparatorluğunu yargılamak en hafif tabiriyle haksızlıktır. Tarih; senaristlerin kurgularına meze edilecek bir magazin malzemesi değil, öz kaynaklarından ve belgelerinden öğrenilmesi gereken derin bir ilimdir. Saray içi çekişmeler, taht kavgaları, iç savaşlar veya insanî zaaflar... Bunlar sadece Osmanlı’ya mahsus değil; insanlık tarihinin her evresinde, dünyadaki tüm büyük imparatorluklarda yaşanmış beşerî gerçeklerdir.

Bugün 21. yüzyılda bile modern dünyada miras, para ve güç uğruna kardeşin kardeşe, evladın anneye neler yaptığını her gün ibretle izliyoruz. Demek ki insan var olduğu sürece hırs da baki kalmıştır. Lakin asıl bakılması gereken büyük resim şudur: Dünyada 600 yıl boyunca üç kıtada adaleti, nizamı ve medeniyeti tesis etmiş kaç devlet vardır? Kurgusal teferruatlara takılıp cihanşümul bir imparatorluğun başarısına sırt çevirmek hakkaniyetsizliktir. Bizler köklü tarihimizi sığ yorumlara kurban etmeyiz; teferruatla değil, bıraktığımız şanlı sonuçla ilgileniriz. 

​Ancak bugün asıl tehlike, geçmişin kurgularında kaybolurken bugünün gerçekliğini ve geleceğimizi ellerimizle tüketiyor olmamızda yatıyor. Ekranlara kilitlenen zihinler, sadece tarihi değil, kendi hayatlarının direksiyonunu da başkalarının ellerine teslim ediyor. Bugün pembe diziler ve kurgusal masallar, genç kızlarımızın zihnini esir almış durumda. Genç kadınlarımıza üretkenliği, kendi ayakları üzerinde durmayı, dişiyle tırnağıyla çabalayarak kendi hayatını kurma idealini unutturuyorlar. Kızlarımıza aşılıyorlar ki; sanki hayat bir tesadüften ibaret, bir zengin adamla köşede çarpışıp tanışacak, prensesler gibi yalılarda yaşayacak ve emek vermeden her şey ayağına gelecektir. Gerçeklikten bu kadar kopuk, hunharca kurdurulan bu hayaller, gençlerin ellerindeki en büyük gücü yani üretim bilincini çalıyor.

Oysa bizim evlatlarımıza, gençlerimize ulaşılabilecek hedefler, hayata değer katacak gerçekçi başarı yolları göstermemiz gerekiyormuş gibi yapmıyoruz da onları pembe hayallerle uyutuyoruz.

​Kişisel gelişimle, okumakla, üretmekle, kendi potansiyelini keşfetmekle gençleri desteklememiz gerekirken; ekranların ve dijital bataklığın yoğunluğundan buna vakit bile kalmıyor. Pembe dizileri bir tarafa bırakın, artık Instagram'ı, TikTok'u ve benzeri mecraları hayatımızın merkezine koyduk. Kaydır, kaydır, kaydır... Onun hayatı, bunun tatili, şunun lüksü derken insanlar artık kendi öz hayatına, kendi ruhsal ve zihinsel gelişimine gram vakit ayıramaz hale geldi. Başkalarının hayatlarını, reklamlarını ve sahte planlarını izlemeye odaklanan; kendi planlarını kurmaktan aciz, basit, kolaycı ve tembel bir nesle doğru evriliyoruz. Ruhlarımız bu dijital akışta yavaş yavaş siliniyor, benliğimiz eriyor.
​Geçmişi taşlayanlara gelsin bu!

Önce çuvaldızı kendine batır diye daha önceki bir köşe yazımda işlemiştim zaten; insanlar geçmişi taşlarken önce çuvaldızı kendilerine bir batırsınlar. Küçük bir örnek vermek istiyorum: Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettiğinde kaç yaşındaydı?

Gelelim 21. yüzyıla... Uzay çağını aştık. Yapay zekâ dönemindeyiz. Toplumun çok daha güçlü ve gelişmiş olması gerekmiyor mu? Peki, şu anda 20'li yaşlarındaki gençlerimiz ne havada? Ne üretiyor? Hangi ülkeyi, hangi şehri fethetmiş? (Savaş anlamında değil tabii; ilim ve irfan olarak.)
Dünya parmağımızın ucunda, yapay zekâ elimizin altında ya; bizi durduran ne? Geçmişimiz, atalarımız 600 yıl dünyaya hükmettiyse; şu anki elimizdeki verilerle, hızlı iletişimle, yapay zekâ eşliğinde bunca güç varken, atalarımızı örnek alarak dünyaya en az 1200 yıl hükmetme sırası bizde değil mi?

Hadi hodri meydan! Nerede gençlik? Nerede? Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşta değil misin?

​Soru şudur: Biz bu gidişata dur demeyecek miyiz? Arkadan gelen nesle kendi ayakları üzerinde duran, üreten, anı yaşayan ve gerçeği gören bireyler mi bırakacağız, yoksa ekranların arkasında ömrünü tüketen, hayalperest ve sanal köleler mi? Gerçek hayat ekranda parlayan piksellerden ibaret değil; gerçek hayat, alın teriyle yazılan hikayelerdir.

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!