Aydan Yıldırım'ın Kaleminden... Ekrandaki Şiddet Çocuğun Dünyasına Sızar Mı?
Bir çocuk neden şiddeti ekranda görüyor, ne kadarını oyun olarak algılıyor, ne zaman gerçek hayatla ekran arasındaki sınır bulanıklaşıyor ve asıl sorumluluk kimin?
Aydan Yıldırım
Bir çocuğun elinde telefon, tablet ya da bilgisayar…
Ekranda silah sesleri, çatışmalar, öldürmeler, patlamalar…
Bir karakter vuruluyor, birkaç saniye sonra oyun yeniden başlıyor.
Ve çocuk devam ediyor.
Çünkü adı “oyun”.
Peki gerçekten sadece oyun mu?
İşte asıl sormamız gereken soru bu.
Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin önemli bir bölümü zamanının ciddi bir kısmını dijital dünyanın içinde geçiriyor. Bilgisayar oyunları artık yalnızca eğlence aracı değil; arkadaşlıkların kurulduğu, rekabetin yaşandığı, başarı duygusunun tatmin edildiği, hatta bazı gençlerin kendilerini ifade ettiği sanal bir dünya.
Elbette her bilgisayar oyunu kötü değildir.
Aksine; strateji, dikkat, problem çözme, yaratıcılık ve koordinasyon becerilerini destekleyen pek çok oyun var.
Ama işin başka bir tarafı daha bulunuyor.
Şiddetin eğlenceye dönüştüğü oyunlar…
Bir insanı vurmanın puan kazandırdığı, öldürmenin başarı olarak gösterildiği, saldırganlığın ödüllendirildiği dünyalar…
Burada durup düşünmek gerekiyor.
Şiddet ekranda kalıyor mu?
Bir çocuğun şiddet içerikli bir oyun oynaması, onu otomatik olarak saldırgan bir insana dönüştürmez.
Bunu söylemek hem bilimsel açıdan fazla iddialı olur hem de meseleyi gereğinden fazla basitleştirir.
Çünkü bir gencin psikolojik dünyasını yalnızca oynadığı oyun belirlemez.
Ailesi belirler.
Arkadaş çevresi belirler.
Okulu belirler.
Yaşadığı toplum belirler.
Sosyal medyada gördükleri belirler.
Maruz kaldığı şiddet belirler.
Kendisini ne kadar yalnız hissettiği belirler.
Ancak bütün bunların yanında, her gün saatlerce tükettiği dijital içeriklerin de onun dünyayı algılama biçiminde bir payı olabileceğini görmezden gelemeyiz.
Çünkü çocuk, tekrar edilen davranışları öğrenir.
Sürekli karşısına çıkan görüntülere alışabilir.
Normalde rahatsız edici olan bir görüntü, zamanla sıradanlaşabilir.
Belki de en tehlikeli nokta tam olarak burasıdır:
Şiddetin varlığı değil, şiddete karşı duyarlılığın azalması.
“Alt tarafı oyun” demek yetiyor mu?
Bazen anne babalar çocuklarının bilgisayar başında ne yaptığını sorduğunda aldıkları cevap çok basit:
“Anne, oyun oynuyorum.”
Ve konu kapanıyor.
Oysa belki de kapanmaması gerekiyor.
Hangi oyun?
Kaç yaş için uygun?
Günde kaç saat?
Çocuk oyundan sonra nasıl hissediyor?
Kaybettiğinde ne oluyor?
Sinirlendiğinde ne yapıyor?
Uyku düzeni değişti mi?
Arkadaşlarından uzaklaşıyor mu?
Gerçek hayattaki sorumluluklarını ihmal ediyor mu?
Bunlar çok daha önemli sorular.
Çünkü sorun yalnızca “hangi oyunu oynuyor?” sorusu değil.
Asıl mesele:
“Oyun, çocuğun hayatında ne kadar yer kaplıyor?”
Bir ekranın arkasında gerçek bir çocuk var
Bazen dijital dünyayı o kadar büyütüyoruz ki ekranın arkasındaki çocuğu unutuyoruz.
Oysa karşımızda bir avatar değil, bir genç var.
Korkuları olan…
Kaygıları olan…
Kendini kanıtlama ihtiyacı olan…
Kabul görmek isteyen…
Bazen ailesine anlatamadıklarını sanal dünyada yaşayan bir genç…
Belki de bazı çocukların saatlerce oyun oynamasının nedeni yalnızca oyunu sevmesi değildir.
Belki gerçek hayatta bulamadığı arkadaşlığı orada buluyordur.
Belki başarı hissini orada yaşıyordur.
Belki kendisini güçlü hissettiği tek yer orasıdır.
İşte bu yüzden çocuğun elinden bilgisayarı almak her zaman çözüm değildir.
Bazen bilgisayarı kapattığınızda ortada kalan boşluğu da görmek gerekir.
Yasaklamak mı, anlamak mı?
Çocuklarımızı korumak istiyorsak yalnızca yasak koyan ebeveynler olmamız yetmez.
Onları anlamamız gerekiyor.
Bir oyunun başına oturup ne oynadıklarına bakmak…
Bazen onlarla birlikte birkaç dakika oynamak…
Oyundaki karakterleri, hikâyeyi, rekabeti konuşmak…
“Bu oyunu neden seviyorsun?” diye sormak…
Belki de “Kapat şu bilgisayarı!” demekten çok daha etkili.
Çünkü çocukla iletişim kurmadan koyduğumuz her yasak, başka bir kapının açılmasına neden olabilir.
Peki sorumluluk sadece ailelerin mi?
Hayır.
Oyun şirketlerinin de…
Platformların da…
Eğitimcilerin de…
Devletin de…
Toplumun da sorumluluğu var.
Çünkü çocukların dünyasına giren içeriklerin yaş sınıflandırmalarının, ebeveyn denetimlerinin ve dijital güvenlik mekanizmalarının gerçekten çalışması gerekiyor.
Çocukları dijital dünyanın içine bırakıp sonra “Neden böyle oldular?” diye sormak kolay.
Zor olan ise onların yanında yürümek.
Belki de mesele oyun değil, yalnızlık…
Bence bu tartışmanın en önemli tarafı burada.
Bir genci yalnız bırakırsanız, onun dünyasını başkaları doldurur.
Bazen bir bilgisayar oyunu…
Bazen sosyal medya…
Bazen yanlış arkadaş çevresi…
Bazen de çok daha tehlikeli yapılar.
Bu nedenle çocuklarımızın ekran başında geçirdiği süreyi konuşurken, ekrandan önce hayatlarını konuşmalıyız.
Evde kendilerini değerli hissediyorlar mı?
Sözleri dinleniyor mu?
Başarıları kadar başarısızlıkları da kabul ediliyor mu?
Bir sorun yaşadıklarında konuşabilecekleri biri var mı?
Kendilerini ait hissediyorlar mı?
Çünkü sağlıklı bir çocuk yetiştirmenin yolu yalnızca ekran süresini azaltmaktan geçmiyor.
Gerçek hayatı güzelleştirmekten geçiyor.
Oyun bittiğinde…
Oyun bittiğinde çocuk bilgisayarın başından kalkacak.
Ama hayat devam edecek.
İşte bizim asıl meselemiz de bu.
Ekranda kaybedilen bir savaşın ardından yeniden başlat tuşuna basılabilir.
Gerçek hayatta ise bazı şeylerin “yeniden başlat” tuşu yok.
Bu yüzden çocuklarımızı oyunlardan tamamen uzaklaştırmak yerine, oyunla gerçek hayat arasındaki sınırı öğretmeliyiz.
Şiddeti eğlence olarak sunan içerikleri sorgulamalıyız.
Yaşlarına uygun olmayan oyunlara karşı dikkatli olmalıyız.
Ekran süresini takip etmeliyiz.
Ama en önemlisi…
Çocuklarımızla konuşmalıyız.
Çünkü bazen bir çocuğun bilgisayar ekranına değil, karşısındaki bir yetişkinin gözlerine ihtiyacı vardır.
Ve belki de bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Biz çocuklarımızın oynadığı oyundan mı korkmalıyız, yoksa onların gerçek hayatta neden kendilerini oyunun içine sakladığını mı merak etmeliyiz?
Oyun biter.
Ekran kapanır.
Ama çocuğun zihninde bıraktığımız dünya kalır.
Asıl sorumluluğumuz da o dünyayı güzelleştirmektir.
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!