Aydan Yıldırım'ın Kaleminden ... Bir Forma, Bir Sandalye, Bir Vatan… Şehit Arif Emirzade’nin Ruhuyla Fenerbahçe
Aydan Yıldırım’ın kaleminden

Bazı futbolcular vardır, isimleri maç sonuçlarının arasında kalır.
Bazıları vardır, attığı golle hatırlanır.
Bazıları ise vardır ki…
Forması sahada olmasa bile ruhu tribündedir.
İşte Arif Emirzade böyle bir isimdir.
Ben bir Fenerbahçeliyim.
Bunu yalnızca bir takım tuttuğumu söylemek için ifade etmiyorum. Çünkü Fenerbahçe sevgisinin bazı hikâyeleri vardır ki, futbolun çok ötesine geçer. O hikâyelerde forma vardır, mücadele vardır, fedakârlık vardır, vatan vardır.
Ve o hikâyelerin en dokunaklı sayfalarından birinde Şehit Arif Emirzade vardır.
1893 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Emirzade Arif Bey; mühendis, futbolcu, kulüp yöneticisi ve Osmanlı subayıydı. Fenerbahçe’nin kuruluş yıllarında sarı-lacivertli formayı giydi. Savunmada oynadı ve yıllar içerisinde kulübün en önemli futbolcularından biri haline geldi. Kayıtlara göre Fenerbahçe’nin 7. başkanı olarak da görev yaptı.
Ama Arif Bey’i yalnızca “Fenerbahçeli futbolcu” diye anlatmak, onun hikâyesini eksik bırakmaktır.
Çünkü onun için hayat iki ayrı parçaya bölünmüş değildi.
Bir tarafta vatan, diğer tarafta Fenerbahçe yoktu.
İkisi de aynı sevdanın içindeydi.
Cepheden Papazın Çayırı’na uzanan yol
Bugünün dünyasında bir futbol maçına yetişmek için birkaç saatlik yolculuk bile gözümüzde büyüyebiliyor.
Arif Emirzade ise cephede görev yaparken, Fenerbahçe maçına yetişebilmek için at sırtında saatlerce yol alıyordu.
Kaynaklarda, cepheden izin alarak atıyla uzun mesafeler kat ettiği, kimi zaman yaklaşık 26 saatlik yolculuğun ardından İstanbul’a gelip Fenerbahçe maçında forma giydiği ve ardından yeniden görev yerine döndüğü aktarılıyor.
Bir düşünün…
Bir tarafta savaşın ağırlığı.
Bir tarafta vatan görevi.
Bir tarafta ise çubuklu forma.
Atının üzerinde yol alan genç bir subay…
Saatler süren yolculuk…
Uykusuzluk…
Yorgunluk…
Ama gözünün önünde bir hedef:
Fenerbahçe maçına yetişmek.
Bugün bir maç kaçırıldığında “Bir sonraki maçta telafi ederiz” diyoruz.
Arif Emirzade içinse o forma, cepheden İstanbul’a kadar uzanan bir yolun sonunda giyilen yalnızca bir forma değildi.
O forma onun hayatının bir parçasıydı.
Önce vatan…
Arif Bey’in hikâyesinde beni en çok etkileyen noktalardan biri de budur.
O, yalnızca futbol oynamadı.
Vatan savunmasında görev yaptı.
Balkan Savaşı’na ve Millî Mücadele dönemine uzanan askerlik hayatında yüzbaşı rütbesiyle görev aldı. Aynı zamanda yüksek mühendislik eğitimi görmüş, demiryolu projelerinde de çalışmıştı. Son görevlerinden biri Ulukışla-Niğde-Kayseri hattının keşif ve inşaat çalışmalarıyla bağlantılıydı.
Yani karşımızda yalnızca top peşinde koşan bir genç yoktu.
Kalemiyle çalışan bir mühendis, üniformasıyla görev yapan bir subay ve formasını yüreğinde taşıyan bir Fenerbahçeli vardı.
Belki de bu yüzden Arif Emirzade’nin hikâyesi, Fenerbahçe tarihinin herhangi bir sayfası değildir.
Bu hikâye, bir dönemin gençlerinin nasıl yaşadığını anlatır.
Onların hayatında vatan, görev, arkadaşlık, mücadele ve sevda birbirinden kopuk değildi.
Fenerbahçe, 1919-1920 sezonunda Anadoluhisarı İdman Yurdu ile karşılaşacaktı.
Takım arkadaşları Arif’in yine geleceğini düşünüyordu.
Çünkü o bunu daha önce defalarca yapmıştı.
Cepheden gelir…
Maça yetişir…
Formasını giyer…
Mücadelesini verir…
Sonra tekrar görev yerine dönerdi.
Fakat bu kez olmadı.
19 Kasım 1919’da Arif Emirzade, Bor Ovası’nda hayatını kaybetti.
Şehadet haberi, Fenerbahçe’nin maçından hemen önce ulaştı.
İşte bundan sonrası Türk spor tarihinin en unutulmaz sahnelerinden biridir.
Fenerbahçe sahaya 10 kişi çıktı
21 Kasım 1919…
Maç günü.
Fenerbahçe sahaya çıkıyor.
Ama bir kişi eksik.
Kimse Arif’in yerine geçmiyor.
Fenerbahçe 10 kişi çıkıyor.
Çünkü o gün eksik olan yalnızca bir futbolcu değildi.
Bir arkadaş yoktu.
Bir takım arkadaşı yoktu.
Bir başkan yoktu.
Bir vatan evladı yoktu.
Ve kulüp yöneticileri saha kenarına bir sandalye koyuyor.
Üzerine Arif Emirzade’nin 2 numaralı formasını bırakıyor.
İşte benim için Fenerbahçe tam olarak burada başlıyor.
Skor tabelasında değil.
Kupada değil.
Transferde değil.
O sandalyede.
Çünkü o sandalye, aslında boş değildi.
Üzerinde Arif’in forması vardı.
Ve o forma, bir insanın yokluğunu değil, hatırasının sonsuza kadar yaşayacağını anlatıyordu.
10 kişiyle 11 gol
Fenerbahçe o gün Anadoluhisarı İdman Yurdu karşısında sahaya 10 kişi çıktı.
Ve maç…
11-1 bitti.
Bugün bu skoru gördüğümüzde ilk olarak futbol tarafına bakabiliriz.
Ben başka bir şey görüyorum.
O gün Fenerbahçe sahada 10 kişiydi.
Ama aslında 11 kişiydi.
Çünkü bir futbolcu sahada değildi…
Fakat ruhu sahadaydı.
Belki de o gün çubuklu formanın üzerinde görünmeyen bir numara daha vardı.
Arif’in numarası.
Fenerbahçelilik anlatılmaz, hissedilir
Ben Fenerbahçeliyim.
Ve Fenerbahçeli olmayı yalnızca “Ben şu takımı tutuyorum” cümlesine sığdırmam.
Çünkü bazı kulüplerin tarihleri vardır.
Bazı kulüplerin ise hikâyeleri vardır.
Fenerbahçe’nin hikâyelerinden biri de Arif Emirzade’dir.
Bir subayın cepheden atıyla maça yetişmesi…
Bir futbolcunun formasını vatan görevinden sonra giymesi…
Bir başkanın görevini yaparken şehit düşmesi…
Ve arkadaşlarının onun yerine kimseyi koymadan sahaya çıkması…
Bunlar yalnızca futbol değildir.
Bunlar hafızadır.
Bunlar vefadır.
Bunlar bir camianın değerleridir.
Bugün Arif Emirzade’ye borcumuz var
Ben gazeteci Aydan Yıldırım olarak bu satırları yalnızca bir Fenerbahçeli olduğum için yazmıyorum.
Bir gazeteci olarak tarihin unutulmaması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü tarih yalnızca savaşlardan, antlaşmalardan ve devlet adamlarından ibaret değildir.
Bazen bir futbolcunun formasında da tarih vardır.
Bazen bir sandalyede…
Bazen bir kulübün armasında…
Bazen de hiç tanımadığımız bir insanın hayatında saklıdır.
Arif Emirzade, Fenerbahçe formasını giydi.
Ama ondan çok daha ağır bir üniformayı da taşıdı.
Vatanın üniformasını.
Ve o üniformayla son yolculuğuna çıktı.
Bugün biz tribünde rahatça takımımızı destekleyebiliyorsak, bu ülkenin geçmişte bedel ödeyen insanlarını hatırlamak zorundayız.
Arif Emirzade’yi hatırlamak da bu vefanın bir parçasıdır.
Yorumlar (1)
Yorum Yap
Ayşe
01.09.2026 19:42Ben Fenerbahçe tarihini bilmiyordum çok duygulandım