Aydan Yıldırım'ın Kaleminden .. Şampiyon Atlar Tabakta, Sahtekarlık Revaçta: Halkın Sağlığıyla Oynayan Hilebazlar
Pide harcında at-eşek eti, aşevi kavurmasında şampiyon yarış atının mikroçipi! Gıda teröristleri halkın sağlığıyla ve inancıyla arsızca oynarken, denetimden sorumlu yetkililer nerede?
Gıda güvenliği, bir ülkenin sadece tarım politikası değil; doğrudan halk sağlığı, etik ve devlet ciddiyeti meselesidir. Çünkü mesele sofraya gelen ekmek, et, süt olduğunda artık ekonomi değil, yaşam kalitesi konuşulur.
Son dönemde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından açıklanan taklit ve tağşiş listeleri, toplumda ciddi bir güven bunalımını yeniden gündeme taşıdı. Yağdan peynire, et ürünlerinden baharatlara kadar uzanan geniş bir yelpazede tespit edilen uygunsuzluklar, aslında uzun süredir bilinen ama çoğu zaman gündeme tam anlamıyla taşınamayan bir gerçeği yeniden hatırlattı: Gıdada denetim hâlâ kırılgan.
Mersin’de bir aşevinde, yoksulun ve muhtacın önüne konulan kavurmanın içinden mikroçip çıkması ve bu çipin Adana Hipodromu’nda koşmuş şampiyon bir yarış atına ait olduğunun DNA testiyle doğrulanması, gıda terörünün ulaştığı organize boyutun en somut örneğidir. Soru şudur: Sakatlanan bir yarış atının hipodromdan çıkarılıp, kaçak kesilerek belediye ihalesine girecek kadar büyük bir et kütlesi halinde piyasaya sürülmesi sürecinde bu ülkenin denetçileri neredeydi? İl ve ilçe tarım müdürlükleri, veteriner hekim odaları, mezbaha kontrolörleri bu zincirin neresinde uykuya daldı?
Sorun sadece üç kuruş fazla kazanmak için halkın inancını ve sağlığını hiçe sayan, at ve eşek etini pide harçlarına, içli köftelere boca eden arsız firmalardan ibaret değildir. Asıl sorun, bu firmaların bu cüreti nereden bulduğudur.
Gıda güvenliğini sağlamakla yükümlü olan yetkililer, piyasayı adeta bir "serbest sahtekarlık alanına" çeviren idari ve hukuki yetersizliklerin hesabını vermek zorundadır. Yetersiz cezalar, göstermelik denetimler ve ancak skandal patladıktan sonra isim ifşa etmekle sınırlı kalan bir bürokrasi, suçluyu engellemez; aksine cesaretlendirir.
Vatandaşın market rafına, kasap tezgahına, restoran masasına korkuyla yaklaştığı bir ülkede devletin en temel görevlerinden biri olan "halk sağlığını koruma" misyonu sekteye uğramış demektir. Caydırıcı hapis cezaları gelmediği, bu işletmeler tamamen kapatılıp mal varlıklarına el konulmadığı ve en önemlisi, bu ürünlerin piyasaya sürülmesine göz yuman veya görevini ihmal eden yetkililer hakkında yasal işlem başlatılmadığı sürece bu listeleri daha çok okuruz.
Bu millet, yetkililerin "denetliyoruz" konforuna sığınarak sahtekarları izlemesini değil; gıda terörünü kökünden kazıyacak mutlak iradeyi görmek istemektedir. Göz göre göre gelen bu zehirlenmenin faturası, sadece hilekar firmalara değil, görevini yapmaktan aciz olan her kademedeki sorumluya kesilmelidir.
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!