ASAYİŞ · GÜNDEM

Aydan Yıldırım'ın Kaleminden EVİMİZDEKİ AJANLAR VERİLERİ KİM İÇİN TOPLUYOR?

Televizyonu kapattık. Işık söndü. Ekran karardı. Peki gerçekten sustu mu?

Aydan Yıldırım'ın Kaleminden EVİMİZDEKİ AJANLAR VERİLERİ KİM İÇİN TOPLUYOR?
Yazı Boyutu:
100%

Belki de bugün teknolojiyle ilgili kendimize sormamız gereken en önemli soru bu.

Çünkü artık evlerimizde yalnızca televizyon, telefon, bilgisayar ya da akıllı saat yok. Evlerimizde bizi tanıyan, alışkanlıklarımızı öğrenen, ne izlediğimizi anlayan, hangi cihazlara sahip olduğumuzu görebilen ve bazı durumlarda çevremizde olup bitenleri algılayabilen cihazlar var.

Biz onlara “akıllı” diyoruz.

Peki ya onlar bizi bizden daha iyi tanımaya başladığında?

Son günlerde LG'nin akıllı televizyonlarıyla ilgili ortaya atılan iddialar, bu soruyu yeniden gündemin ortasına taşıdı.

Gamers Nexus, Level1Techs ve bağımsız güvenlik araştırmacılarının gerçekleştirdiği testlerde, bazı LG webOS televizyonlarının ekran kapalı ve bekleme modundayken dahi mikrofon üzerinden ses yakalayabildiği öne sürüldü.

Daha da dikkat çekici olanı şu:

Araştırmacılar, televizyonun internet bağlantısı kesildiğinde bile bazı ses verilerini yerel olarak saklayabildiğini ve bağlantı yeniden kurulduğunda bu verilerin gönderilebildiğini bildirdi. Aynı araştırmada televizyonların yerel ağdaki telefon ve akıllı saat gibi cihazları taradığı da aktarıldı.

Şimdi bir an duralım.

Televizyonun görevi ne?

Film izlemek.

Haber izlemek.

Dizi izlemek.

Belki oyun oynamak.

Peki evimizdeki telefonların, saatlerin, bilgisayarların ve diğer cihazların varlığını bilmek neden televizyonun işi olsun?

İşte asıl mesele burada başlıyor.


Biz ürünü satın alıyoruz, ama veri kimin oluyor?

Bir televizyon satın aldığımızda mağazadan bir kutu alıyoruz.

Parasını ödüyoruz.

Eve getiriyoruz.

Duvara asıyoruz.

Ve doğal olarak düşünüyoruz ki:

“Bu artık benim televizyonum.”

Ama modern teknoloji dünyasında işler biraz daha karmaşık.

Çünkü satın aldığımız cihazın kendisi bizim olabilir; fakat cihazın ürettiği verinin ekonomik değeri başka bir tartışmanın konusu.

Ne izliyoruz?

Hangi programı ne kadar süre izliyoruz?

Hangi reklama maruz kalıyoruz?

Evimizde hangi cihazlar bulunuyor?

Hangi uygulamaları kullanıyoruz?

Hangi içeriklere ilgi gösteriyoruz?

Bunların her biri, reklam sektörü açısından son derece değerli.

LG araştırması da tam olarak bu noktada dikkat çekiyor. Şirketin reklam kolu LG Ad Solutions'ın televizyonlardan ve aynı evdeki diğer cihazlardan elde edilen verileri reklam hedefleme ve ölçümleme amacıyla kullandığına ilişkin ticari açıklamaları bulunuyor. Şirket, ABD'de 363 milyon “addressable secondary devices” yani hedeflenebilir ikincil cihaza erişebildiğini belirtiyor.

Yani mesele yalnızca “Televizyon beni dinliyor mu?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

“Benim hakkımda toplanan bütün bu bilgiler neye dönüşüyor?”


Verimiz neden bu kadar değerli?

Çünkü reklam dünyası artık herkese aynı reklamı göstermek istemiyor.

Reklam veren şunu bilmek istiyor:

Kim?

Nerede?

Ne izliyor?

Ne satın alabilir?

Neyle ilgileniyor?

Ve mümkünse...

Yarın ne satın alacak?

İşte veri burada devreye giriyor.

Diyelim ki evinizde sürekli otomobil videoları izliyorsunuz.

Ardından telefonunuzda otomobil reklamları görmeye başlıyorsunuz.

Sonra sosyal medyada yeni bir otomobil kampanyası karşınıza çıkıyor.

Bir süre sonra e-posta kutunuzda otomobil kredisi reklamı beliriyor.

Tesadüf mü?

Her zaman değil.

Çünkü bugün cihazlarımızın her biri, dijital kimliğimizin küçük bir parçasını taşıyor.

Televizyon ne izlediğimizi biliyor.

Telefon nerede olduğumuzu biliyor.

Akıllı saat ne zaman uyuduğumuzu biliyor.

Tarayıcı hangi sitelere girdiğimizi biliyor.

Uygulamalar nelerden hoşlandığımızı biliyor.

Ve bütün bu parçalar birleştiğinde ortaya “biz” çıkıyoruz.


Peki teknoloji bizi gerçekten esir mi alıyor?

İşte bu soru biraz daha ağır.

Çünkü teknoloji hayatımızı inanılmaz ölçüde kolaylaştırdı.

Bir düğmeye basıyoruz, evin ışıkları yanıyor.

Telefonumuzdan klimayı açıyoruz.

Televizyon bize ne izlemek isteyebileceğimizi söylüyor.

Harita uygulaması gideceğimiz yolu önceden biliyor.

Yapay zekâ sorularımıza cevap veriyor.

Bunların hepsi hayatı kolaylaştırıyor.

Ama kolaylık ile bağımlılık arasında çok ince bir çizgi var.

Bize hizmet eden teknoloji, bir noktadan sonra bizim davranışlarımızı şekillendirmeye başladığında mesele değişiyor.

Daha çok izlememizi sağlayan algoritmalar...

Daha fazla alışveriş yaptıran öneriler...

Dikkatimizi mümkün olduğunca uzun süre platformda tutmaya çalışan sistemler...

Bizi tanıyan ve zayıf noktalarımızı bilen reklam mekanizmaları...

Burada artık yalnızca “teknoloji bize hizmet ediyor” diyemeyiz.

Çünkü teknoloji aynı zamanda bizi yönlendirmeye de başlayabilir.


En tehlikeli şey mikrofon değil, alışkanlıklarımız olabilir

Belki de geleceğin en büyük mahremiyet problemi kameralar olmayacak.

Alışkanlıklarımız olacak.

Çünkü bir insanın ne söylediğini bilmek önemli olabilir.

Ama neyi sevdiğini, ne zaman uyuduğunu, ne izlediğini, ne satın aldığını, neye korkuyla baktığını, hangi reklama tıkladığını ve hangi konuda araştırma yaptığını bilmek çok daha büyük bir güç yaratabilir.

Bir insanın davranışlarını yeterince uzun süre izlerseniz, onu tanımaya başlarsınız.

Bir algoritma bunu milyonlarca insan için yaptığında ise ortaya devasa bir güç çıkar.

İşte bu nedenle veri, çağımızın yeni petrolü benzetmesini hâlâ hak ediyor.

Hatta belki artık petrolden de değerli.

Çünkü petrol size yalnızca enerji verir.

Veri ise insan davranışını öngörme gücü verebilir.


“Ama sözleşmeyi kabul ettin” demek yeterli mi?

Teknoloji şirketlerinin en güçlü savunmalarından biri genellikle burada başlıyor:

“Kullanıcı sözleşmeyi kabul etti.”

Peki gerçekten kabul ettik mi?

Yoksa 40-50 bin kelimelik bir metni okumadan “Kabul Et” butonuna mı bastık?

Araştırmacılar, LG televizyonlarda uygulama kurulumu sırasında kullanıcıların birden fazla sözleşmeyle karşılaştığını ve bazı seçeneklerin takip/ACR özelliklerini de kapsadığını bildirdi.

Şimdi dürüst olalım.

Hangimiz yeni televizyon aldığında saatlerce gizlilik sözleşmesi okuyor?

Hangimiz 50 sayfalık kullanım koşullarını inceliyor?

Hangimiz “Bu televizyon benim evimdeki hangi cihazları tarayabilir?” maddesini arıyor?

Çoğumuz sadece:

“Kabul et.”

diyoruz.

Ve televizyon çalışıyor.

İşte asıl tartışılması gereken nokta da bu.

Hukuken onay vermek ile gerçekten bilinçli şekilde izin vermek aynı şey midir?


Akıllı ev mi, gözetlenen ev mi?

Belki bundan 20 yıl sonra bugünün evlerine baktığımızda şöyle diyeceğiz:

“İnsanlar evlerine onlarca cihaz koymuş ve hepsini internete bağlamış.”

Buzdolabı internete bağlı.

Televizyon internete bağlı.

Kamera internete bağlı.

Robot süpürge internete bağlı.

Saat internete bağlı.

Telefon internete bağlı.

Ampul internete bağlı.

Klima internete bağlı.

Peki bütün bunların arasında biz neredeyiz?

Bir zamanlar evimiz dış dünyadan kaçabildiğimiz yerdi.

Şimdi ise dış dünyanın en fazla veri toplayabildiği yerlerden biri haline geliyor.

Eskiden evimizin kapısını kapattığımızda mahremiyet başlardı.

Şimdi kapıyı kapatıyoruz ama Wi-Fi açık kalıyor.


Teknolojiyi çöpe atmayalım. Kontrolü geri alalım.

Burada “Akıllı televizyonları çöpe atalım, internete girmeyelim” demiyorum.

Teknoloji düşmanlığı yapmak kolay.

Asıl mesele teknolojiyle bilinçli ilişki kurabilmek.

Bir cihaz satın alırken yalnızca görüntü kalitesine bakmamalıyız.

Şunları da sormalıyız:

Bu cihaz hangi verileri topluyor?

Mikrofonu ne zaman aktif?

Hangi bilgileri üçüncü taraflarla paylaşıyor?

Reklam amacıyla veri kullanıyor mu?

ACR kapatılabiliyor mu?

İnternet bağlantısı olmadan temel işlevlerini kullanabilir miyim?

Ve en önemlisi:

Bu cihaz benim hayatımı kolaylaştırıyor mu, yoksa benim hayatımı kendisi için bir veri kaynağına mı dönüştürüyor?


Son söz: Esir olmayalım, kullanıcı kalalım

Teknoloji kötü değil.

Akıllı televizyon da kötü değil.

Yapay zekâ da kötü değil.

Telefon da kötü değil.

Sorun teknoloji değil.

Sorun, teknolojinin sınırlarının bizim tarafımızdan belirlenmemesi.

Çünkü bir gün teknoloji bize:

“Ben senin için çalışıyorum.”

derken,

biz fark etmeden ona:

“Ben de senin verin için çalışıyorum.”

demeye başlayabiliriz.

LG televizyonlarla ilgili son araştırmanın ortaya attığı iddialar doğru olsun ya da bazı noktaları daha fazla incelemeye ihtiyaç duysun, bize önemli bir uyarı yapıyor:

Evimize aldığımız her “akıllı” cihaz, aslında hayatımızın küçük bir parçasına erişim talep ediyor.

Ve belki de artık yeni bir soru sormanın zamanı geldi:

“Bu cihaz ne kadar akıllı?”

değil...

“Bu cihaz benim hakkımda ne kadar şey biliyor?”

Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırmalı.

Bizi yönetmemeli.

Ve biz teknolojiye hizmet eden insanlar değil,

teknolojiyi yöneten insanlar olmalıyız.

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!